Dünyanın en eski bandosu olarak kabul edilen Mehter’in
tarihi VII. Yy. da yazılmış ve Türk tarihinin en eski yazılı kaynağı
olan Orhun yazıtlarına kadar uzanmaktadır.Mehter, Türk kahramanlığının
ve evrensel boyutlara ulaşmış anlayışının günümüzdeki görkemli bir
anıtıdır.
Dünya askeri tarihinin bu ilk bandosu geçmiş dönem Türk müziğinin
coşkulu ritimlerini de bugüne taşımaktadır.
Mehterin giysileri renk ve biçim bakımından ayrı bir güzellik arz
eder.Giysilerinde tüm renkleri görmek mümkündür. Kullandığı enstrümanlar
kaba zurna,boru, kös, davul, nakkare, zil ve cevgendir.
Askeri müzik tarihinin başlangıcı ve dünya askeri
bandolarının temel taşı olarak kabul edilen Mehter, bugün Genel kurmay
Başkanlığı’na bağlı İstanbul askeri Müze ve Kültür sitesi bünyesinde
faaliyetlerini sürdürmektedir.
Yurt içinde yurt dışında verdiği konserlerle tüm dünyanın
ilgisini üzerine çeken Mehter, varlığını ve etkili gücünü asırlar sonra
bugün de sürdürmekte, Türk toplumunun gönlünde sıcak yerini
korumaktadır.
MEHTER, Osmanlılar'da,
askerî musukiyi icra eden topluluğa verilen isim. Farsça'da mihter
olarak geçen mehter kelimesi, ekber (en büyük), âzam (pek ulu) mânâsında
bir ism-i tafdildir. Türkçeye bu kelimenin Arapçalaştırılmış
şekillerinden mehter, çoğulu olarak da mehterân yerleşmiştir.
Mehter, bölüklere ayrılır, aynı çalgı aletini çalanlar, alemdarlar birer
bölük teşkil ederlerdi. Her bölüğün "ağa" tabir edilen bir âmiri
bulunurdu. Davulcubaşına ise "baş mehter ağa" denirdi. Ayrıca bir de
Mehterbaşı vardı. İkinci bir mehterbaşı daha vardır ki, bundan ayrı
olup, Saray Çadırcılarının başıdır. Mehter teşkilatı, "emir âlem"e
tabiydi.
Selçuklu Sultanı İkinci Gıyaseddin Mesud'un 1284 yılında Osman Gazi'ye
gönderdiği bir fermanla kendisine, Eskişehir'den Yenişehir'e kadar bütün
Söğüt bölgesi ve havalisi sancak olarak verildi. Fermanla birlikte Osman
Gazi'ye emirlik alemeti olan "tuğ", "âlem", "tabi" ve "nakkare" de
gönderilmişti. Ferman, Osman Gazi'ye Eskişehir'de bir ikindi vakti
takdim edildi. Osman Gazi ayakta durarak nevbet vurdurdu (çaldırdı).
Fatih Sultan Mehmed Han zamanına kadar nevbet vurulurken padişahların
ayakta dinlemesi âdetti.
Mehter teşkilatına bağlı iki türlü mehterhane vardı. Biri resmi
teşkilata bağlı olan calici mehterler, diğerleri esnaf mehterleriydi.
Resmi mehter, padişah mehteriydi ki, buna "mehterhane-i tabl-i âlem-i
hassa" denirdi. Sonraları, mehter sadece padişah ve orduya ait olmaktan
çıktı. Her vezir dairesinde bir mehterhane bulundurulması âdet oldu.
Fatih devrindeki mehterhanede dokuz zilsen (zil çalan), dokuz nakkâzen (kadûm
çalan), dokuz boruzen (boru çalan), dokuz tablzen (davul çalan), dokuz
çavuş ve bir iç oğlan vardı. Altmışdört kişilik mehterhane takımına
"dokuz kat mehter" adı verilirdi. Padişahın mehterleri oniki kat olurdu.
Oniki kat mehterhanede her çalgıdan onikişer adet bulunurdu. Padişah
sefere çıktığı zaman mehter takımı oniki misline çıkarılırdı. Sefer ve
harp esnasında padişah mehterhanesi, saltanat sancaklarının altında
durup, nevbet vururdu. Bundan başka ikindi vakti, otağ -ı hümâyûn önünde
nevbet vurmak âdetti.
Hükümdar mehterleri beş vakit vururlardı. Bundan başka padişah
cüluslarında, kılıç alaylarında, harplerde zafer haberi geldiği zaman ve
arife divanlarında nevbet vurulurdu.
Mehterler, harp meydanlarında gece karanlığında bile ordugâh
nöbetçilerinin uyumaması için devamlı çalar ve aynı zamanda da "yektir
Allah," diye bağırırlardı. Harp esnasında ise, padişahın veya seraskerin
yanında durup, harp boyunca askerin cesaretini arttırmak ve düşmana
dehşet vermek için çalardı.
Vezir mehterhaneleri, ikindi ve yatsı namazları kılındıktan sonra olmak
üzere, günde iki defa vururdu. Bunlardan birincisi akşam yemeğinin
ikincisi de uykunun işaretini verirdi. Sivil mehterler, kendilerine
mahsus nevbet yerlerinde yatsı namazından sonra ve sabahleyin nevbet
vururlardı. Eski zamanlarda öğle yemeği, "Kuşluk" namıyla öğle
namazından evvel, akşam yemeğinde ikindi namazından sonra yenilir ve
yatsı namazından sonra uykuya yatılırdı.
Mehterhane, her ikindi vakti başları, içoğlan baş çavuşunun yahut
muadili olanın, "vakt-i sürür ve safa mehterbaşı hey!., hey!"
suretindeki nidası (çağırması) üzerine, mehterbaşı ağa elinde zurna
olduğu halde bandoya pişrev (önder) olarak Vezirin, Yeniçeri ağası
dairesinde ise ağanın oturduğu arz odasının önüne gelir, temenna
eylerdi. Bu sırada evvelce "vakt-i sürür ve safa" diye bağırmış olan
başçavuş veya muadili; "Eshab-ı hacât ve arzuhal sahipleri var mı?" diye
sorardı. Arzuhal sunmak isteyenlerin arzuhallerini alıp vezire yahut
Yeniçeri ağasına verirdi. Bu iş bitince heyet bir daire teşkil ederek
çalmaya başlardı. Dua ile de merasime son verilir ve çalanlar birer
temenna ile çekilirlerdi.
Mehter Duası: Allah Allah, Celilii'l-cebbâar, Muinü's-settâr Hâliku'l-leyli
ve'n-Nehâr, lâyezâl, zü'l-celâl, birdir Allah! Ânın birliğine. Resul ü
Enbiyâ Peygamberimiz Cenâb-ı Ahmed-i Mahmud-u Muhammed Mustafa (bütün
efrâd elleri göğsünde olmak üzere rükûa gelir gibi eğilirler, padişah
geldiği zaman ise sadece baş eğer, daha fazla eğilmezler) Âl-i evlâd-ı
Resul-ü Mücteba imdâd-ı ruhâniyetine! Pîrân, mürşidin, aşıkîn,
kur'agerîn, vasilin, hamele-i Kur'ân, güzeştegân, ehl-i imân ervahına,
avni inayetine! Halifetü'l-İslâm es-sultân İbni's-Sultan bil-cümle
İslâmın nevât ve seâdet ve selâmetine, pirler, erenler, üçler, yediler,
kırklar, göçenler, demine devrânına "Hû" diyelim "Huuu" denildikten
sonra; bütün mehter takımı, davul ve zilleri şiddetli vurarak dokuz defa
"Hû" çekerlerdi. Sonunda da üç defa kös vururlardı.
Mehterin kendine has bir yürüyüşü vardır. Üç adımda bir durur, yarım
sağa ve yarım sola dönerdi.Yürüyüş esnasında mehter efradı, hep bir
ağızdan, "Rahim Allah, Kerîm Allah" derlerdi.
Mehter takımının yürüyüş nizamında merasime iştirak şu sıraya göre
tertip edilirdi. Önde çorbacıbaşı unvanını taşıyan ve başında "üsküf
bulunan mehterân bölüğü komutam, onun arkasında sol tarafta zırhlı
muhafızı ile birlikte yeşil sancak, ortada istiklâl alâmeti olan ak
sancak, sağ başta ise zırhlı muhafızı ile birlikte kırmızı sancak
bulunurdu. Sancakların arkasında ise üçerli koldan üç sıra hâlinde
dizilmiş dokuz tuğ gelirdi. Sağ tarafta kırmızı sancağın arkasında ise.
Yeniçeriler tarafından taşınan "hücum tuğu" yer alırdı. Tuğlardan sonra
ortada mehterbaşı bulunurdu. Mehterbaşından. sonra ise sıra ile;
mehterin iki katı adedince çevgenler (okuyucular), zurnazenler,
boruzenler, nekkareler, zil-zenler ve davul çalanlar gelmekteydi. En
arkada ise bir at sırtında taşınan kös bulunmaktaydı
Mehter Harp Duası (Harp Gülbankı): Euzubillâh, Euzubillâh... Hûda'ya
şükr-i bîhad, lâi-lâhe illallah! El-melikü'1-Hakku'l-mülân! Muhammedü'r
-Resulullah, Sadıkü'l-Va'dül emin! İnnâ Fetahnâ leke fethan mübinâ ve
yensurekallâhu nasran azîzâ! Ey padişah-ı halifetullah, el-islâmu aleyke
avnullah! Sensin haris-ı dîn-i mübîn, harîs-i Şeriatullah! Uğrun açık
olsun ey Padişahım Emr-i ikbâlin mecid! Hûda kılıcını keskin eylesin,
nur-ı şan satvetine gün gibi medît! Rûh-ı pâk-ı Fahr-i âlemi hoşnut
etsin, Hak gazay-ı ekberin etsin mübarek ve saîd...
Takımın içinden evvelce seçilmiş dik ve güzel sesli biri tiz perdeden: "Nasrunminallahi
ve fethün karîb. Ve beşşiri'l-mü' mın'ın" âyetini okur. Üç defa "Allah"
diyecek kadar dururdu. Sonra bütün âletlerle beraber davullar ve kösler
hafif vurarak ve devamlı teramole yaptığı sırada hep bir ağızdan "Allah
Allah" deyince susarlar, gülbank devam ederdi.
"Eli kan, kılıcı kan, sinesi üryan, ciğeri püryân. Meydan-ı şehadette
Allah yoluna revân. Gazay-ı şühedâya Cemal-i Hak görünür ayan. Kahrımız,
gazabımız düşmana ziyan!
Ya Rahman! Denilerek eyyam-ı âdiye gülbankin-deki "Resul-i Enbiya"
kısmına geçilir ve aynı şekilde "Hu diyelim Hu!" diyerek bitirildi.
Sonra, bazen "Yektir Allah", bazen de "Ya Fettâh" diye haykırırlar ve
baş eğerek geriye döner ve dağılırlardı.
Mehter konserleri "Vakt-i sürûr-u sefa": Mehterân daire seklinde nevbet
nizâmını teşkil ederler, nekkarezenlerin oturup, diğerlerinin ayakta
durma-sıyla da hilâl görünümü verirlerdi. Kösler hilâlin orta ilerisine
konurdu. İçoğlan başçavuşu, mehter faslı başlamadan önce daireden
çıkarak ortaya gelir ye:
"Vakt-i sürûr-u sefa, Mehterbaşı! Hey! Hey!" diye bağırırdı. Bu sırada
hazır bulunanların dikkatlerini çekmek için nakkarelerle, sofyan
usûlünde üç tempo atılırdı. Nakkareler çalarken de, mehterbaşı Ağa
mehterin önüne gelir:
"Merhaba ey mehterân!" der ve sağ elini göğsüne koyarak mehteri
selâmlardı. Mehterân da hep beraber sağ ellerini göğüsleri üzerine
koyarak koro hâlinde:
"Merhaba, Mehterbaşı Ağa!" diyerek karşılık verirlerdi. Daha sonra
Mehterbaşı Ağa:
"Hasduuur!" diyerek çalınacak makamı ve eserin adını söylerdi. (Meselâ:
"Der fasl-ı Acem âşirân, cihâd-ı Ekber Marş" derdi.) Hemen arkasından:
"Haydi ya Allah!" diyerek mehteri icraya geçirirdi.
Nevbet bitince mehter gülbankı (duası) okunur ve fasl sona ererdi.
Mehterin Avrupa'ya tesiri: Avrupalılarca, onsekizinci asırdan itibaren
"Yeniçeri müziği" diye adlandırılan müzik; evvela, benimsenmiş, bilahare
Polonya, sonra Avusturya ve daha sonraları bütün Avrupa'da onların
tabiri ile Yeniçeri bandoları kurulmuştur.
Bestekâr Mozart ve Hayd da, mehter musikîsinin tesirinde kalarak, meşhur
bestelerini meydana getirmişlerdir. Alman besteci Beethoven, "Büyük
Senfoni"sinin son bölümünü, mehterin kös, davul ve zurnasıyla
seslendirmiştir. Beethoven, "Türk marşı"nı mehterin bir cenk havasından
adapte etti. Avusturyalı bestekâr Mozart'ın "Türk Marşı", Türk
askerlerinin "Allah Allah" nidalarının, nakarat olarak tekrarından
müteşekkildir. Viyana Kraliyet Orkestra Şefi Gluck bu yıllarda, sarayda
verdiği konserlerinde, repertuvarına mehter bestelerini almış ve
orkestrasında çaldırmıştır. Alman bestekâr Wagner, bir mehter konserini
dinlerken heyecanlanmış, kendisini tutamayarak "İşte musikî buna
derler!" demiştir.
Mehter musikîsi gibi, mehter teşkilâtı da Avrupa'ya tesir etti.
Onsekizinci yüzyıl içinde önce Avusturyalılar, sonra Prusyalılar, daha
sonra da Ruslar, Almanlar ve Fransızlar mehter teşkilâtına benzer mızıka
takımlarını kurdular.
Osmanlı Devleti'nin ömrü boyunca, gittikçe mükemmelleşen mehter,
Yeniçeri ocağının lağvı ile beraber yerini "Mızıka-i Hümayuna" bıraktı.
Günümüzde Mehter: Mehter, 1911'de Ahmed Muhtar Paşa tarafından
"Mehterhâne-i Hâkâni" adiyle yeniden kuruldu. 1914' de kuruluş
tamamlandı. Birinci Dünya Harbinde Başkumandan Vekili Enver Paşa'nın
emriyle teşkilât, orduya tamim edildi. İstiklâl Harbi'nde de mehterhane
hizmet verdi. Cumhuriyetin ilanından sonra, Millî Savunma Bakanı,
mehteri saltanat alâmeti sayarak lağvetti. 1950'den sonra, Genelkurmay
Başkanı Nuri Yamut'un direktif ve desteğiyle mehterin yeniden tesisi
çalışmaları başladı. 1953'de yeniden tesis edildi; Daha sonraları
çeşitli okul, dernek ve kuruluşlarda mehter takımları kurdular. 12 Eylül
1980 Harekâtından sonra, yalnız Genelkurmay Başkanlığı Harp Dairesi
Askerî Müze Müdürlüğü bünyesindeki mehteran bölüğü, faaliyetine devam
etmektedir. İstanbul'daki Askeri Müze'de Pazartesi, Salı hariç, haftanın
diğer günlerinde saat 15.00-16.00 arasında mehterbaşının idaresinde bir
saat çalmaktadır. Bilhassa turistler ve meraklılar büyük alâka
göstermektedirler.
MEHTERAN BÖLÜĞÜ
Mehter takımı iki bölüm, yedi takımdan oluşmaktadır.Birinci bölüm Sancak
takımıdır. İkinci bölümde önce Cevganlar bulunur arkalarında sırasıyla
Zurnazenler, Boruzenler, Nakkarezenler, Zilzenler ve Davulzenler yer
alır. Cevgen
Mehterde ucunda küçük ziller bulunan bir sopa şeklinde müzik aletini
kullananlara verilen isimdir . Bu müzik aleti de sadece Mehtere has bir
müzik aletidir. Başka yerde kullanılmaz. Zurnazen (Ser zurnazen)
Mehterde Zurna çalanlara verilen isimdir. Zurna da bize has bir müzik
aleti olma özelliğini halen korumaktadır. Mehterin kaldırıldığı her
dönemde Zurna davulla beraber halkın gönlündeki yerini her zaman
korumuştur. Boruzen (Ser nefiri)
Mehterde boru çalanlara verilen isimdir. Boruda Dünyada bütün
orkestralarda, müzik gruplarında mızıka takımlarında kullanılmıştır ve
halen kullanılmaktadır. Nakkarezen (Ser nakkarezen)
Nakkare (Kudüm) ağızları deri kaplı , birbirine bağlı farklı büyüklükte
iki çömlekten oluşan bir çalgı olup mehterde bunu çalanlara Nakkarezen
ismi verilmektedir. Davulzen (Ser tebbal)
TEBBAL : Mehterde Davul çalanlara verilen isimdir. Davul; Türklerin çok
eskiden beri kullandıkları baş çalgıdır. Kaynağı Orta Asya'dır. Davul,
Selçuklu Türkleri'nce Anadolu'ya getirilmiş, Osmanlı Türkleri
aracılığıyla da Avrupa'ya yayılmıştır. Kös
Mehterde Kös çalan kişiye verilen isimdir. Daha önceleri Kös sadece
padişah mehterlerinde kullanılırdı. 3.Selim diğer mehterlere de Kös
konulmasına izin vermiştir. Zilzen (Ser zincirî)
Mehterde Zil çalanlara verilen isimdir. Mehter de yüzyıllardır
kullanılmakta olan Zil bu gün de tüm askeri ve sivil bandolarda ve
orkestralarda kullanılmaktadır. Çorbacıbaşı
Mehterin yürüyüşü sırasında en önde yürüyen kişidir Sancaklar
Mehterde üç sancak bulunur. Kırmızı sancak (Kırmızı zemin üzerine beyaz
üç hilal) , Yeşil sancak (Yeşil zemin üzerine beyaz üç hilal) ve
ıstiklal alameti olan Ak sancak. Bunları taşıyanlara Sancaktar ismi
verilir.