|
Sipsili ağaçtan yapılan Türk borusudur. mehterin temel müzik
aletidir.sesi canlı , heybetli ,duygulu ve kıvraktır. mehterde kaba
zurna kullanılır.
Direk üflemeli çalgıların en yaygın ve hemen hemen en sevileni olan
zuma ailesi, davul ile ayrılmaz bir bütün gibidir.
Eski
Türklerin ''zuma'' adlı bir çalgıyı kullandıkları bilinirdi.
Türkçe'de kelime başlarında (Z) sesinin olmaması, zuma kelimesindeki
(Z) harfinin bir yansıma olduğunu göstermektedir. Rus ve Kafkaslar
da bu çalgıyı zuma diye tanımlarlar. Çinliler ''SU-NA'' derler.
Dede
Korkut hikayelerinde zurnacı ve nakkarecilerden sözedilmektedir. XIV.
yy. Umur Beyin askerlerine karşı Ege'de yapılan bir savaşta, davul
zuma ile karşı tarafın sinirlerinin bozulduğu ve savaşın kazanıldığı
tarihi bir vesikadır. Halbuki Zuma kelimesi Türkçe olup, Farsça (dağan)
ile nay (düdük, boru) kelimelerinin birleşmesinden meydana
gelmiştir.
Asım
Efendinin Burhan-ı katı tercümesinde Zurnanın Farsça olduğu
söylenmektedir. Oysa ''zur'' kökü ile ''na'' ekinden meydana
gelmiştir. Zur kökü ses taklidinden başka bir şey değildir.
İslamiyet'ten önce zurnanın adı I.yy.da ''yurağ veya yerağ'' idi.
Zurnanın gür ve yüksek frekanslı sese sahip olması çalgımızın salon
yerine saha çalgısı olma özelliğini getirmiştir. Başlangıçtan
zamanımıza kadar en az değişikliğe uğramış çalgılarımızdandır.
Osmanlı İmparatorluğu zamanında saray nöbetlerinde ve savaşlarda bir
çeşit ulusal bando olarak yer tutardı. Uzun yıllar davulla birlikte
özellikle Türk köylüsünün müzik ihtiyacını karşılamıştır.

Bazı
''anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zuma az, zurnada peşrev
olmaz'' gibi Türk deyimleri, sazımızın devamını ve unutulmamasını
sağlamıştır.
Zurnanın yapısı: Zurnanın yapımında kullanılan en makbul ağaç erik
ağacıdır. Bunu yanında kiraz ve zerdali'den de yapılır.
Altı
tane üst ve bir tane alt delikte toplam 7 delik bulunur. Ayrıca
zurnanın ön ağız bölgesinde (cin veya şeytan) deliği denilen
delikler bulunur. Bunlar 6 tane olup, üçerli veya karşılıklıdır.

Zurnanın Bölümleri
A.
Lüle: Bu kısma lüle denildiği gibi, ''etem'' veya ''metem'' de
denilir. Zurnanın nezik kısmının içine geçirilmiş ağaç veya madenden
yapılma bir zıvanadır. Bu zıvananın gümüşten olanlarının ucuna yine
gümüşten bir kordon takılır ve zurnanın boyuna halkalanır. Tıpkı bir
nargile ağzına benzeyen etem, zuma çalanların çok önem verdiği
aletlerden birisidir. Takılan gümüş kordon bu aletin kaybolmamasını
sağlamak içindir.
B.
Nezik: Zurnanın ağaç kısmına başka renkte bir ağaçtan yapılmış ve
monte edilmiş kısmıdır. Bu zurnanın ağzına kuvvet vererek
çatlamasına yardımcı olur. Gerek nezik gerek etem istenildiği zaman
çıkarılabilir. Bu ayrı ayrı muhafazasını da sağlar. Bazı zurnalarda
sabit de olabilir. Fakat bunlar makbul değildir.
C.
Soluk deliği: Zurna'nın alt taraftaki neziğe en yakın deliğinin
ismidir. Kara Ali ismindeki zurnacı soluk deliğini şöyle anlatır .
''...Efendim soluk deliği adamın burnuna benzer. Adam oğlu ekmek
yerken su içerken burnu olmazsa nefes alamaz. Bazı havalarda
burundan ses çıkarır gibi zurnayı öttürmek gerekir. O zaman bu
deliğe sağ elin baş parmağı ile dokunarak sağır ses çıkarırlar... ''
Buna bazı Abdallar ''metem'' diyorlar.
D.
Cin-Seytan delikleri: Zurnacılar zuma borusunun sağ ve sol tarafında
açılmış ince deliklere cin veya şeytan deliği adını verirler. Bu
deliklerin ne işi yaradığı bilinmemektedir. Kara Ali ismindeki
zurnacı cin deliklerinin hava almak için olduğunu söyledi.
E.
Zurna borusu: Zurnanın ses çıkaran geniş ağzına denir. Borunun
kenarları ve üst kısmı ekseriya gümüştendir. Cura borularında iki,
büyüklerde üç tane şeytan deliği bulunur.
F.
Hava döndüren: Zurnanın deliklerine verilen isimdir. Yedi tane olan
bu deliklere yukarıdan itibaren, dört tanesini sağ el, geri kalan üç
tanesini sol el idare eder.

G.
Avurtluk: Etem'e geçirilen değirmi bir alettir. Ağaç, kemik ve
metalden yapıldığı olur. Bazen kenarları yontulur. En makbul
avurtluk koyunun kürek kemiğinden yapılanıdır. Havanın dışarıya
kaçmasını önlemede büyük etkendir. Boy ve seslerine göre dört çeşit
zurna vardır.
1. Kaba Zurna
2. Orta Zurna
3. Cura Zurna
4. Zil Zurna.
BORU :
Boru, eski okunuşlarıyla borı, borguy, kurrenay ve Arapça'dan alınan
nefir, hepsi aynı çalgıdır. Boru çalanlara, borizen veya nefiri
denilirdi. Boruzen tabirine 1499 yılındaki bir kayıtta
rastlanmaktadır.
Boru, Türkçe bir kelimedir. Boruyu Selçuklu Hükümdarı Alp Arslan'ın
icat ettiği rivayet olunmaktadır. Türklerin 12 nci yüzyılda
kullandıkları boru ya "Nay-ı Turki" deniliyordu. Eskiden tunçdan
yapılan boruların Osmanlılar devrinde pirinçten yapıldığı
anlaşılıyor. Nay-ı Turki, Hata ve Huten Türklerinin kullandığı bir
buçuk arşın uzunluğunda bir borudur. Düdük gibi delikleri vardır ve
bir kattır. Başı deve boynu gibi eğridir, sesi gürdür. Osmanlı
Mehterhanesinin çaldığı borular sarı pirinçten yapılıyordu. Bu
borular yalnız Osmanlı Mehterhanesine özeidi. Kırım Hanlarının
mehter takımlarında ise Efrasiyab borusu denilen başka çeşit bir
boru kullanılıyordu. Adına kurrenay denilen bu boru, Acem ve Osmanlı
Mehterhanelerinde çalındığı bilinen uzun ve gittikçe genişleyen
madeni iri bir borudan ibarettL Farsça Ferhenklerdeki nefesli
sazlarla ilgili bilgiler arasında şu açık notlar vardır. Türk ve
Acem'e mahsus korrenay Efrasiyab icadıdır. (Efrasiyab Orta Asya'da
yaşayan bir Türk Hakanıdır. Türkçe adı Alp Er Tonga'dır.) Şahney ve
Nay-ı Turki diye anılan bu boru savaşlarda da çalınırdı.

17
nci yüzyılda istanbul Unkapanı'nda dükkanı olan üstat bir saz
yapımcısı, sarı pirinçten şimdi bildiğimiz boruları yapmaktaydı. Bu
borulardan olmak üzere istanbul'da 40 sazendenin boru çaldığı
biliniyor. Osmanlı mehterhane borusu, resimlerde perdesiz olarak
görünmektedir.
Delikleri yoktur. Ağızlıktan itibaren ince ve düz olarak uzanır,
ileride bir boyun ile kıvrıldıktan sonra geriye düz olarak gelir,
tekrar kıvrılır ve önceki kıvrımının hizasını geçtikten sonra ağız
genişleyip açılarak boru son bulur . Boru çalınırken sağ el ile
kavranması kafidir. Atlı mehterlerin boruzenleri, boş kalan sol
elleri ile atın dizginlerini tutarlardı. Sesler dudak vaziyetleri
ile çıkarılırdı. Boruda peşrev çalınamazdı. "Zurnada peşrev olmaz"
sözünün doğrusunun "Boruda peşrev olmaz" şeklinde bir 17 nci yüzyıl
deyişi olduğunu Evliya Çelebi'den öğreniyoruz. Peşrev çalamayan
boruların semai ve başka havaları da çalamayacağı bellidir. Bu günkü
perdesiz borulara bakarak eski boruların kırık uygular halinde boru
sesleri çıkardığını düşünebiliriz.

Borular, mehterde kullanıldıklarından başka özellikle bir yönden
başka bir yöne göç eden askerler içinde "göç borusu" vururlardı.
Boru ile haber vermek Türklerde çok eskiden beri bulunmaktadır.
iskender'in Türkistan'a yürümesi üzerine, Türk Hakanı Şu, Tuğ
çaldırarak (askeri bando) göç etmişti. islamiyet'ten önce ve sonra
göçebe-atlı Türk hayatında çok önemli yeri olan göçü Türklerin
musiki ile haber verme yöntemini kullandıkları anlaşılmaktadır.
Selçuklular zamanında da hükümdar bir yerden bir yere giderken
borular çalınırdı. Sultan izzettin Keykavus, Sinop tarafına hareket
ederken " Filhal Sultan ayağını özengiye koyup bindi ve nefirler ve
borular çalındı " deniyordu. 1566'da Lala Hüseyin Paşa Anadolu
askerini Belgrat'tan götürme emrini almış ve "borusun çaldırıp
istanbul'a göçmüşlerdir" denilmektedir. 17 nci yüzyılda kara
ordusunda ve donanmada bir yerden hareket edilirken borular "nefiri
irtihaller ve "nefir-i rihletler" denilen göç havalarını
çalıyorlardı. Osmanlı ve Kırım mehterhanelerinde göç sırasında
yalnız boru çalındığı gibi, boru-kös birliği ile de göç havası
vurulabiliyordu. Daha da geri gidilerek askeri mehterhane
borularının çaldığı "göç borusu" geleneği, iskender çağında Asya'da
(Balasagun) Türk Hakanı Şu'nun göç havası vurdurarak göç etmesine,
Dede Korkut kitabındaki "boru urılıb" göçülmesine dayanır.

Osmanlı imparatorluğu zamanında askeri mehterhaneler yanında 1820'de
yeni asker kıt'aları için ayrıca (Fransa'dan örnek alınan
trampetlerle birlikte) tambur-majör denilen boru takımları teşkil
edilmişti.
KERRENAY :
Pirinç ve gümüşten yapılan uzun ve bas sesli bir borudur.
Doğu
Türkistanda , İran Türklerinde , Kazak Türklerinde , Kırgız
Türklerinde yaygın olarak kullanılmış osmanlı mehterine IV. Murat'ın
revan seferi sırasında girmiş fakat uzun süre kullanılmamış bir
müzik aletidir. orta asya Türk devletlerinde halen kullanılan bir
müzik aletidir.
Günümüz mehterinde kullanılmamaktadır.

MEHTER DÜDÜĞÜ :
Şekli yapısı hakkında bir bilgi mevcut değildir.
İlhanlı devleti dönemi mehterine ait müzik aleti olduğu
sanılmaktadır.

KLARNET :
1917
yılında enver paşa'nın kurdurduğu ordu mehter takımlarında
kullanılmış fakat sesinin yüksekliğinin az olması sebebi ile
mehterdeki ömrü çok kısa olmuştur.
Klarnet ,zurnanın çağdaşı ,melodiyi çalma yeteneği üstün bir müzik
aletidir.


KÖS :
Bakır büyük bir kase ile üzerine gerilmiş deriden oluşan iki tahta
tokmak ile çalınan müzik aletidir. Farklı büyüklüklerde yapılan
kösler at kösü , deve kösü ve fil kösü olarak adlandırılır.
Savaşların en önemli müzik aletlerindendir. Osmanlı ordusunun mohaç
ve çaldıran seferlerine 500 kös ile gittiği bilinmektedir.
 
DAVUL :
Davulun başka adları; köbürge, küvrüğ, tuğ, tavul, tabll(tabl) dır.
Davul çalanlara davulcu, tablızen, tabbal gibi adlar verilir. Davul
Türklerin kullandığı en eski müzik çalgısıdır. 8 nci yüzyılda
köbürge, daha sonraları tuğ ve 11 nci yüzyıl'da küvrüğ
adınıtaşıyordu.
Davul, silindir biçiminde olup tahta veya .madeni kasnağıı;ı iki
yanına gerilmiş derilerin bağlanmasından meydana gelir. Omuza
asılacak kaytanı ile vurulmasında kullanılan tokmak ve incedeğnekten
ibarettir (Şekil 3-3). Mehterde ve halk arasında çalınan davullar,o
bu şekilde tokmak ve değnekle çalınır. Hando ve boru-trampet
takımlarında kullanılan davullar ise ,qeğneksiz olarak yalnız, ör:ı
tarafına tokmakla vurularak çalınır. Davul, çok uzaklardan
duyulabilecek bir ses gücüne sahiptir. Uzaktan çalarak gelen, bir
takım.ın yaklaştıkça ilk duyulan çalgısı davuldur.o Davul,
mehterhanelerde usulleri en iyi vurabilen bir çalgıdır. Ses
kudretini iyi belirtmesinden dolayı insanın taşıdığı en güçlü
çalgılardan biridir.
Davulun müzik icrasında kullanılmasınçlan başka haber vasıtası
olarak çeşitli işlerde kullanıldığı zamanlar olmuştur . Yalnız
başına ilan ve haber verme işlerinde, harpte dağılmış askeri
biraraya toplamakta, 'o bekar odalarında, hanlarda, şehirlerde akşam
kapılar kapanırken"yangın haberinde; fetih haberinde, divan
kurulduğunu haber verme işlerinde, askere safdüzeni almasını işaret
etmekte ve kale muhasaralarında düşman lağımlarının yerini bulmakta
kullanılmış-,olduğu bilinmektedir. Çeşitli işlerde kullanılan.
davulun aldığı görevler; tabl-ı beşaret, tabl-ı asayiş, tabl-ı cenk
veya saf, tabl-ı cenk-i harbi, tabl-ı derbend,tabl-ı ordugah
nöbetleri, tabl-ı yangın haberleri ve tabl-ı lağım bulmadır. Davulun
aldığı görevlerin açıklamaları aşağıdadır.
a.
tabl-ı Beşaret: Bir kale fethedildiği zaman çalınan davula verilen
addır. Fetihler, fetihleri olan hükümdarlar tarafından fetihname
veya beşaretname denilen mektuplarla komşu hükümetlere ve yurt
içindeki vilayetıere bildirilirdi. Fetih haberi alan vilayetlerde,
kalelerde fetih şenlikleri yapılırdl. tabl-ı Beşaret denilen davul
çalınması da bu sebeptendir. Mısır seferinde Tumanbay ele
geçirildiği zaman Yavuz Sultan Selim'in huzuruna "tabl-ı Beşaret"
gümbürtüleri ve top gürültüleri arasında törenle çıkarılmıştı.
b.
tabl-ı Asayiş: Harpte gece bastırınca askerin dağılarak
birbirlerinden ayrı düşmemesi için çalınan bir düzümdür. Asayiş
davulu çalındıktan sonra çarpışmaya son verilir, herkes olduğu yerde
kalır ve etrafa karakollar konularak sabah olması beklenirdi.
c.
tabl-ı Cenk veya Saf: Savaşın başladığı anı tespit için çalınan
davul tarafından yapılan bir düzümdür. Bazen kösün katılmasıyla da
çalındığı olurdu. Saf düzümü çalındığında asker, bir nevi harp
düzeni olan saf teşkil eder ve bu şekilde savaşa gidilirdi. Bundan
dolayı 14 ncü yüzyıldan başlayarak harplerde saf teşkil edilerek
davulların ve Köslerin saf usulü vurması devam etmiştir. 1402'de
Ankara muharebesinde Sultan Yıldırım Beyazıd, Timur'a karşı harbe
başlarken saf çalınıyordu. "Sultan Beyazıd sancakları çözdürdü,
kösler çalındı, saf-ber-saf bağlandı". Fatih Sultan Mehmet sefere
giderken Kara Buğdan kazasında "Hey gaziler ne durursuz, gayret-i
islam'dur, ve illa saf saf olup alaylar bağlansın" demiştir.
ç.
tabl-ı Cenk-i Harbi: Biten savaştan sonra divan toplantısını haber
vermek için çalınan davullara tabl-ı cenk-i harbi denir. 1596 da
Varna'da baskıncı Kazaklar yenilgiye uğratıldıktan sonra cenk-i
harbi davulları ile divan kurulmuştu: " Bade Paşa'nın seraperdesi
gelüp cümle ordu-yu islam tınap tınabe çataçet kurulup; cenk-i harbi
tablıları döğülüp divan-ı padişah-i oldukta" ifadeleri kayıtlarda
mevcuttur.
d.
tabl-ı yangın haberleri: istanbul'da ağa kapısındaki yangın
köşkünden görülen yangınlarda çalınan davullardır.

e.
tabl-ı Ordugah: Ordugahı koruyan karakol erlerinin ve kalelerde
nöbet bekleyen erlerin uyumaması için çalınan davullardır. Bu
davullar çalarken Yektir Allah! diye bağırırlardl.Mahmut Şevket Paşa
da bunu şöyle bildiriyor. "Ordugah ve kala'da asker hal-i teyakkuz
ve intibah üzere bulundurmak için davul çalınır idi. Tablzen davul
çaldıkları vakit ara sıra "Yektir Allah" deyü, bağırırlar ve davulu
ol vezinde çalarlar idi" demektedir.
f.
tabl-ı Derbent: 17 nci yüzyılda kervansaraylarda, hanlarda ve bekar
odalarında ve şehir kapılarında yatsıdan sonra kapılar
kapanacağından kimsenin içeri alınmaması veya dışarı çıkmaması için
verilen işaret üzere çalınan davullardır. Bu yüzyılda Malatya'da
bekar odalarında, Rumeli'de sınır kalelerinde, Tatvan'da, davul
çalınıp kapılar örtüıürdü. (Süleyman Han (Kanuni) zamanında Zal Paşa
Tatvan'da müfid ve muhtasar bir kal'a bina ettürüp derbent çalınır
olmuştu.)
 
g.
tabl-ı Lağım Bulma: Kale kuşatmalarında düşmanın, kale duvarlarını
yıkmak için lağım kazıp kazmadığını anlamaya yarayan hassas
davullara denir. Bunlar yere dikili iki ağaç üzerine oturtulur, ve
üstüne çomağı bağlanır. Tokmak titrerse düşmanın kazma faaliyetinde
bulunduğu anlaşılır ve derhal karşı tedbir alınırdI. Türkler bu
usulü Kanuni Sultan Süleyman'ın Rodos kuşatmasında bulmuşlar ve
uygulamışlardır.
Tarihin ilk çağlarından itibaren Asya'da Hunlar, Mezopotamya'da
Sümerliler tarafından kullanıldığı anlaşılan davulları, Romalılar
çarpıştıkları Hun ve Avarlar'da görmüşlerdi. Avrupa'ya geçerek
tanıtılıp yerleşmesini sağlayan ise 16 ncı yüzyıl'da Osmanlı
Türkleri olmuştur. Türk ordu bandosunun baş sazı olan davul
Avrupa'da Turkishche Trommel veya Tambour des Turcs diye anılmaya
başlamıştı. Osmanlı Mehterhanesinden örnek alınarak Avrupa'da
kurulan takımlardan, sanat müziğine de geçmişti. GLUCK adındaki
besteci, Mekke hacıları operasında (1764) davula yer vererek zille
birlikte icra ettirmiştir. Yakındoğu ülkelerinde de davul,
Türklerden kalma olduğunu ismi ile birlikte saklanmıştır. 1809' da
davula Mısır'da "tabl Tourky" (tabl-ı Turki) ve Libya'da "Soultanen
Dourgui" (tabl-ı Sultan-i Türki) deniyordu. 1776' dan 1854'e kadar
geçen sürede viLLOTEAU, MOZiN, BoisTE başkaları tarafından
davulların Türk menşei iyice belirtilmiştir. SPONTiNi, La Vestale
(1807 ve Fernand CORTES (1809) operalarında kullandıktan sonra
davula orkestrada da ye'" verildi. BEETHOVEN Savaş Senfonisi' nde
(1813) davula top gürültülerini temsil ettir BERLioZ Faust
eserindeki Macar Marşında, RossiNi ile WAGNER de operalarında da
kullanmışlardır.
NAKKARE :
Üzerine deri gerilmiş iki bakır kaseden oluşur. Önceleri yerde
bağdaç kurularak çalınan nakkare y ürüyüş halinde bele bağlanarak
çalınırdı.
Günümüzde ise göğüse dayalı olarak çalınmaktadır.Ana usulün , usül
aralarını doldurur. Ezgiye canlılık katar.Mehterde atların nal
seslerini ifade eder.Zahme adı verilen iki küçük bagetle çalınır.
  
TABILBAZ :
Büyükçe bir nakkareden ibarettir. Atın eğerine bağlanarak tura (
tokmak ) vurmak sureti ile çalınır. Günümüz mehterinde
kullanılmamaktadır.
En
yaygın olarak kullanıldığı dönem ilhanlı ve selçuklu dönemidir.


DEF :
Esnaf mehterlerinin başlıca müzik aletidir.bir tarafı açık öbür
tarafına deri gerili bir kasnaktan ibarettir.kasnakların üzerinde
madeni pullar veya zincir vardır.
Def
çalarken bu pullar veya zincirler birbirine vurarak ses
çıkarır.Parmakla vurularak veya sallayarak çalınır. Çeşitli
tartımlar elde edilebilir.
 
ZİL :
Zil en eski Asya Türkçesinde, çeng,
çang gibi adlar taşırdI. Zile, sanç ve zenç de denilirdi. Zil
çalanlara zilci , zençci ve zilzen gibi adlar verilmiştir. Ziller,
bakır ve kalay karışımında yapılır.
 
Zillerin kenarları tam birer daire şeklindedir. Sağ elde ve sol elde
birer tane bulundurarak ikisinin birbirlerine vurulması suretiyle
özel bir tını elde edilir. Zil çalgısı ilk olarak çeng adıyla,
Kaşgarlı Mahmut'un 11 nci yüzyılda yazmış olduğu Divan-ı Lugat-it
Türk' de geçer. çeng ve çang olarak Osmanlı metinlerinde, 16 ncı
yüzyıldan sonra sık sık rastlanır. Böylece Türk Müziği'nde 1000 yıla
yakın olan geçmişi ortaya çıkmış oluyor.
Türk
Ordusunun Avrupa'ya akınıarı sırasında mehterhaneden örnek almış
olan Avrupalılar, 1740'da kendi çalgı takımlarında kullanarak zile
yer vermişlerdi. Besteci GLUCK tarafından yazılan Mekke hacıları
operasında zile, davulla birlikte yer verilmişti (1764). Daha önce
Alman din bilgini F.A. LAMPE 1703 te yayınladığı 450 sayfalık bir
kitapta çalgının eski zamanlardaki kullanılışını anlatmış, bu konuda
sonradan derlediği bilgileri 1715'te ikinci bir kitapta
yayınlamıştır. Yüzyıl kadar sonra BERLİOZ küçük çaplı zilleri Romeo
ve Jüliet adlı eserinde kullanmıştır. Diğer bir adıyla Çampara
denilen ve Avrupa adıyla da (Cymbales Turgues) adını taşıyan bu
zillerin en iyisi bugün de Türkiye de yapılmakta ve dış ülkelere
istanbul'dan ihraç edilmektedir.
ÇEVGEN :
Bir
metre uzunluğundaki değneğin uç kısmına geçirilmiş bir hilalin
etrafına dizilmiş 8-10 çıngıraktan oluşur.Ritim tutmaya yarar.

Çevgen Mehterde okuyucuların kullandığı müzik aletidir.Osmanlı
döneminde çevgenler Mehter içinde kullanılmaz , Yeniçeri ocağında
habercilerin duyuru aracı olarak kullanılırdı.19. yy. Mehterinde
Arif-i Paşa albümünde yer alan mehter gravüründe çevgen mehterin
içine girmiş ,okuyucudan ziyade dualarda kullanılmış ve
Mehterbaşı'nın davetinde rol almıştır.1911'den sonra çevgen
okuyucuların mehter içinde marşlara söz ile eşlik edilmesinde aktif
olarak kullanılmıştır. Yeniçeri ocağında toplantı esnasında kapıya
asılan çevgen, odaya girilmeyeceğini ve içeride önemli bir karar
alındığını belli eden bir unsur olarakta kullanılmıştır.

ANA
SAYFAYA GERİ DÖN>>>>
Bugün:
www.yenisehirmehteri.com |